Yabancı Gözüyle İstanbul Yaşamının Gerçek Yüzü Nedir? - istanbulradar.net.tc

Yabancı Gözüyle İstanbul Yaşamının Gerçek Yüzü Nedir?

İstanbul’a ilk adım attığımda hissettiklerim

Ben New York’tan gelen biriyim. Daha doğrusu, yıllarca farklı şehirlerde yaşamış, İstanbul’u sadece filmlerden ve arkadaş sohbetlerinden tanıyan biri. İstanbul yaşamı hakkında duyduklarım hep aynıydı: Muazzam bir kaos, lezzetli yemekler, tarih ve bir o kadar da yorucu trafik. Ama buraya ayak bastıktan sonra anladım ki, gerçek çok daha karmaşık ve çok daha güzel.

İlk birkaç hafta kendimi bir film setinde gibi hissettim. Her köşe başı ayrı bir hikaye anlatıyor. Boğaz’da vapur düdükleri, ezan sesleriyle karışınca insanın içi tuhaf bir huzurla doluyor. Yine de bu huzurun hemen yanında inanılmaz bir tempo var. Burası hem çok eski hem de çok yeni. Tam da bu yüzden yabancı gözüyle İstanbul bambaşka bir deneyim sunuyor.

Gerçek İstanbul yaşamı: Kaos mu, ritim mi?

Çoğu yabancı buraya gelince ilk şoku trafikte yaşıyor. Evet, trafik gerçekten ağır. Ama zamanla anlıyorsun ki bu kaosun kendi ritmi var. İnsanlar korna çalarken bile birbirine selam veriyor, yan arabadakiyle iki kelime sohbet edebiliyor. Bu kadar iç içe yaşayan bir şehrin başka türlüsü de olamazdı zaten.

Sabahları Kadıköy’de markete giderken yaşlı teyzenin “Oğlum ekmek alırken şunu da soruver” diye ricada bulunması beni çok şaşırttı ilk başta. Sonra alıştım. Burada herkes birbirinin komşusu gibi. Yabancı olsan bile kısa sürede “abi”, “abla” muamelesi görüyorsun. Bu samimiyet bazen bunaltıcı gelse de, yalnız hissetmene hiç izin vermiyor.

İstanbul’da bir yabancının sosyal hayatı

İstanbul’da yaşamak demek, her gün yeni insanlarla tanışmak demek. Taksim’de bir kafede otururken masana gelen “Nerelisin?” sorusuyla başlayan sohbetler genellikle saatlerce sürüyor. İnsanlar gerçekten merak ediyor. Nereden geldiğini, ne yaptığını, İstanbul’u nasıl bulduğunu.

Benim en çok sevdiğim şey ise mahalle kültürü. Özellikle Beşiktaş, Cihangir, Kadıköy ve Üsküdar’da her mahallenin kendine has bir ruhu var. Bir semtten öbürüne geçtiğinde sanki başka bir şehre geçiyorsun. Bu çeşitlilik İstanbul yaşamının gerçek yüzünün en güzel yanı bence.

Maddi ve manevi zorluklar

Tabii her şey güllük gülistanlık değil. İstanbul pahalı bir şehir. Özellikle son yıllarda kira fiyatları birçok yabancıyı zorluyor. Ben de ilk geldiğimde şaşırdım doğrusu. Avrupa yakasında ortalama bir daire için ödediğim kira, memleketimdeki evimin iki katıydı.

Ama bir de şöyle bir durum var: Parayla her şeyi alamıyorsun burada. Boğaz’da gün batımını izlerken, Karaköy’de taze simit ve çay içerken, bir bankta yaşlı bir amcayla tavla oynarken hissettiğin o tarifsiz duyguyu hiçbir para vererek satın alamazsın. Bu yüzden birçok yabancı “pahalı ama değer” diyor.

İstanbul’da zaman kavramı

Burada “5 dakikaya geliyorum” lafı genelde 35 dakika demek. Yabancılar ilk başlarda buna çok sinirleniyor. Sonra fark ediyorlar ki aslında herkes aynı durumda. Bu şehirde zaman esnek. Randevular esnek. Hayat esnek. Belki de en büyük kültürel şok bu.

Bazen hafta sonu sabah 11’de kalkıp doğruca Karadeniz’e uzanan bir vapura atlıyorum. Ya da sadece Moda’da sahil boyunca yürüyüp, denizin kokusunu içime çekiyorum. Bu şehir insana hem çok şey katıyor hem de bazı şeyleri elinden alıyor. Mesela sakinliği. Ama karşılığında inanılmaz bir enerji veriyor.

Yemek kültürü ve sosyal bağlar

İstanbul’un en büyük zenginliği mutfağı. Sadece Türk yemekleri değil. Suriye’den gelen lezzetler, İran mutfağı, Kafkas yemekleri… Hepsi bir arada. Bir akşam Üsküdar’da lahmacun yerken ertesi gün Nişantaşı’nda sushi yiyebiliyorsun. Bu çeşitlilik inanılmaz.

Ama en güzel yanı, yemek yemenin burada sadece karın doyurmak değil, bir sosyalleşme biçimi olması. “Bir çayımızı iç” lafı genelde “hayat hikayeni anlat” anlamına geliyor. İnsanlar sohbeti seviyor. Bu da yabancı gözüyle İstanbul yaşamını daha da zenginleştiriyor.

İstanbul’da yalnızlık mümkün mü?

Çok kalabalık bir şehir olmasına rağmen burada yalnız kalmak oldukça kolay. Özellikle yeni gelenler ilk aylarda kendini biraz dışlanmış hissedebiliyor. Ama bunun en büyük sebebi genellikle dil bariyeri. Türkçe bilmeden yaşamak biraz zorlayıcı olabiliyor.

Fakat Türkçe öğrendikçe her şey değişiyor. Marketçiyle, taksiciyle, komşuyla konuşabildiğin anda İstanbul sana kucak açıyor. Ben şu an Türkçe’m hala orta seviyede ama insanlar beni anlayınca gözleri parlıyor. O anki samimiyeti anlatamam.

Şehrin tarihi dokusu ve modern hayatın çelişkisi

İstanbul’un en çarpıcı yanı, binlerce yıllık tarihle modern hayatın iç içe olması. Sabah Ayasofya’nın önünde selfie çeken turistleri, öğlen Kapalıçarşı’da halı pazarlığı yapan iş adamlarını, akşam ise Kadıköy barlarında indie müzik dinleyen gençleri aynı günde görebiliyorsun.

Bu tezatlar bazen yorucu oluyor. Bir gün çok Avrupa’da gibi hissederken ertesi gün tamamen Doğu’da gibi hissedebiliyorsun. Ama zamanla bu ikiliği sevmeye başlıyorsun. Çünkü İstanbul’un gerçek yüzü tam da bu tezatların içinde gizli.

Peki, İstanbul’da yaşamaya değer mi?

Bu sorunun cevabı kişiden kişiye değişiyor. Ben şahsen aşığım buraya. Evet, bazen çok yoruluyorum. Trafik, kalabalık, gürültü… Ama bunların hepsine rağmen her sabah uyandığımda “Bugün ne keşfedeceğim?” diye heyecanlanıyorum.

İstanbul yaşamı bir yabancıya hem çok şey veriyor hem de bazı şeyleri geri alıyor. Ama neticede burası seni değiştiren bir şehir. Geldiğin gibi gitmene izin vermiyor. Bir parçanı burada bırakıyorsun, bir parçanı da buradan alıyorsun.

Eğer buraya yerleşmeyi düşünüyorsan şunu söyleyebilirim: Sabırlı ol. Ön yargılarını bir kenara bırak. Ve mutlaka Türkçe öğren. Çünkü ancak o zaman bu şehrin sana gerçekten ne sunduğunu anlayabilirsin.

İstanbul kolay şehir değil. Ama unutulmaz bir şehir. Ve bence tam da bu yüzden dünyanın en özel yerlerinden biri.